
Gözlerimi açtım, mutfaktaki vazonun üzerinde bir ışık hüzmesi dans ediyordu. Yaklaştım. 35 tane... tam 35 tane kıpkırmızı gül! Sanki bir rüyanın içindeydim. O kadar yoğun, o kadar canlılardı ki, odayı adeta kırmızı bir aşk deniziyle doldurmuşlardı. Kokusu... Ah, o koku! İçime çektiğim her nefeste kalbim daha hızlı atmaya başladı. Kim göndermişti acaba? Aklımdan bir sürü isim geçti. Acaba beni düşünen kimdi?
Güllerin her bir yaprağı sanki bir sır saklıyordu. Kırmızı, tutkunun rengi derler ya, işte tam da öyle. Bu kırmızı güller sadece bir çiçek değil, birer mesajdı sanki. Bir özür, bir itiraf, bir seni seviyorum fısıltısı... Kim bilir? Belki de sadece iyi ki varsın demek istemişti gönderen.
Hemen telefona sarıldım. Kimseye sormadan edemezdim. Ama sonra vazgeçtim. Bırak sürpriz olsun dedim kendi kendime. Bu güzelliğin, bu gizemin tadını çıkarmalıydım. Belki de hayatımda ilk defa bir çiçeğin bu kadar derinden etkilediğini hissediyordum. Sanırım artık ben de çiçek siparişi vermenin büyüsünü anlıyorum. Daha önce sadece pratik bir hediye seçeneği olarak görüyordum, ama bu 35 gül... Bu bambaşka bir şey.
Bu arada, aklıma Kocaeli çiçekçiler geldi. Acaba nereden gelmiş olabilir bu güzellikler? Belki de küçük, şirin bir dükkandan, özenle seçilmişlerdir. Kim bilir, belki de gülleri hazırlayan eller de en az güller kadar güzeldir. İstanbuldan mı, Kocaelinden mi gönderilmiş, bilmiyorum ama yapanın ellerine sağlık.
Şimdi odaya döndüm, güller hala orada, tüm ihtişamıyla. Güneş ışığı yapraklarına vuruyor, sanki daha da parlıyorlar. Biliyorum, bir gün solacaklar. Ama bu anı, bu duyguyu asla unutmayacağım. Bana yaşattıkları bu büyülü hissi, kalbimin en derin köşesinde saklayacağım. Belki ben de birine böyle bir sürpriz yaparım, kim bilir?